ATSO Seçimlerini Kim Kazanacak?!
Bir gazetede yazmak, o gazetenin sahibiyle ve diğer köşe yazarlarıyla aynı düşüncede olmayı gerektirir mi?
Hemen herkesin vereceği cevap bellidir: “Tabii ki gerektirmez!”
Peki, gerçekten öyle mi?
Biraz somutlaştıralım. Önümüzde önemli bir seçim var: ATSO seçimleri. Diyelim ki gazetenin sahibi bir adayı destekliyor. Yazar arkadaşlarımın bir kısmı da aynı adayın kazanmasını istiyor. Ben ise başka bir adayın daha yararlı olacağını düşünüyorum.
Köşeme oturup o adayı destekleyen bir yazı yazabilir miyim?
Yine çoğumuz, hiç düşünmeden “Elbette!” diyeceğiz.
Benim merak ettiğim, bu cevabı verdikten sonra yaşanacaklar…
Yazım yayımlanacak mı? Yayımlansa bile ertesi gün telefonun öbür ucundaki sesin sıcaklığı aynı kalacak mı? Selamlar kısalacak, sohbetler seyrekleşecek mi? Kimsenin açıkça dile getirmediği bir kırgınlık, ilişkilerin arasına sessizce yerleşecek mi?
Çünkü çoğulculuğu savunmak kolaydır. Asıl mesele, savunduğumuz çoğulculuk kendi tercihimize aykırı bir düşünceye yer açtığında ne hissettiğimiz ve nasıl davrandığımızdır.
Hepimiz farklı fikirlere saygılı olduğumuzu söyleriz. Fakat bazen “farklı fikir” derken bizimle aynı sonuca başka yollardan ulaşan düşünceleri kastederiz. Sonuç değiştiğinde, hele bir de desteklediğimiz adayın karşısına başka bir isim çıktığında, hoşgörümüzün sınırları görünür hâle gelir.
Bunu anlamanın bir yolu var: Yazmak.
Ben de yazıyorum.
ATSO seçimlerinde değişimden yanayım; değişimin hizmetlere olumlu katkı sağlayacağını düşünüuorum.. Önder Artuk’un kazanmasını istiyor ve bekliyorum.
Bu, benim kişisel kanaatim ve tercihimdir. Başka bir adayı destekleyenlerin niyetleri hakkında hüküm vermemi gerektirmediği gibi, onların tercihlerinin değersiz olduğu anlamına da gelmez. İnsanlar aynı şehrin, aynı kurumun iyiliğini isteyip bu iyiliğe farklı isimlerle ulaşılacağını düşünebilir.
Gazetemizin sahibinin ise istikrarın hizmetin devamına etki edeceğini ve kendi açısından haklı bulduğu birkaç sebeple de Hüsnü Serteser’in kazanmasını istediğini ve beklediğini biliyorum.
Tercihlerimiz açık: O Hüsnü Serteser diyor, ben Önder Artuk.
Bakalım hangimizin isteği ve beklentisi gerçekleşecek? Merakla bekleyeceğiz.
Ancak benim seçim sonucundan bağımsız, güçlü bir beklentim daha var: Bu yazı yayımlandığında gazetemizin sahibiyle aramızda bir soğukluk oluşmayacak. Dahası, düşüncemi açıkça ifade ettiğim için kendisinden tebrik ve takdir bile göreceğime inanıyorum.
Bunu bir meydan okuma olarak yazmıyorum. Birlikte çalıştığım insanların farklı düşüncelere yaklaşımına duyduğum güvenle söylüyorum.
Gazetemizin demokratik, ilkeli ve çoğulcu bir yayın anlayışına sahip olduğu kanaatindeyim. Hatta bu, bir kanaatten de öte: Böyle olduğunu biliyorum.
Elbette hiçbir gazetenin çoğulculuğu tek bir yazıyla ölçülemez. Bu anlayışın süreklilik içinde, farklı meselelerde de görülebilmesi gerekir. Fakat bu yazının bu köşede yayımlanması, sözünü ettiğim anlayışın somut bir örneğidir.
Gazete sahibinin tercihinden farklı bir tercihi, yine onun gazetesinde, kendi imzamla ve açıkça savunabiliyorum.
Bir köşe yazarının sorumluluğu da burada başlıyor: Kendisine tanınan özgürlüğü gerekçeli düşüncelerle kullanmak, kişisel tercihini gazetenin ortak görüşü gibi sunmamak, desteklediği isim uğruna başkalarını haksız yere incitmemek…
Aynı gazetede yazabilir, aynı masada oturabilir, aynı şehrin geleceği için kaygılanabilir ve farklı adayları destekleyebiliriz. Aramızdaki ilişkinin sağlamlığı, bu farklılığı taşıyabilmesinde kendini gösterir.
Bu yüzden iddiamı şimdiden ortaya koyuyorum:
ATSO seçimlerini kim kazanırsa kazansın, bu sürecin kazananlarından biri bizim gazete olacaktır.
Çünkü okur, burada farklı tercihlerin kendilerine yer bulabildiğini görecektir.
Darısı iktidarımızın, devletimizin ve basınımızın başına…
Yurttaşın farklı düşüncesini rahatça söyleyebildiği, eleştirinin ilişkileri bozmadığı, yönetenlerin kendilerine yöneltilen itirazları dinleyebildiği günlerin yakın olduğuna dair inancımı koruyorum.
Bu inancımı gelecek nesillerin mutluluk ve refahı için de besliyorum.