Suyun ve Ateşin Çağrısı
Balkonuma düşen küçük böceğin gerçekten bir yangın böceği olup olmadığını bilmiyordum. Belki sıradan bir türdü, belki de ateşle hiçbir ilgisi yoktu. Yine de zihnim, onunla Fatih Mahallesi’nde çıkan yangın arasında görünmez bir yol kurmuştu. Oradan yükselen belli belirsiz duman, balkonuma düşen küçüc
Balkonuma düşen küçük böceğin gerçekten bir yangın böceği olup olmadığını bilmiyordum. Belki sıradan bir türdü, belki de ateşle hiçbir ilgisi yoktu. Yine de zihnim, onunla Fatih Mahallesi’nde çıkan yangın arasında görünmez bir yol kurmuştu. Oradan yükselen belli belirsiz duman, balkonuma düşen küçücük gövdeyi çağırıyor; böcek, bizim yangın dediğimiz yere kendi geleceğiymiş gibi yöneliyordu.
Gece çökerken onu bir kez daha kontrol ettim. Hâlâ balkondaydı ve ilk gördüğüm zamanki kadar çaresiz görünüyordu. Bacaklarının üzerinde duramıyor, dolayısıyla uçamıyordu. Van Gogh’u içeri aldım; fakat sıcaktan balkonun kapısını kapatamadım. O küçük canlının gecesini kendi ihtimallerine bıraktım.
Ertesi gün saat on bir sularında balkona çıktığımda ilk işim böceği aramak oldu. Onu bıraktığım yere baktım; yoktu. Saksıların arkasına, duvar diplerine, sandalyenin altına, köşelere ve giderin çevresine eğildim. Balkonu, küçücük bir canlının saklanabileceği her ihtimali hesaba katarak tekrar tekrar aradım. Bulamadım.
Ortada birkaç ihtimal vardı. Ya gecenin serinliğinde kendine gelmiş, kanatlarını açıp uçmuştu. Ya rüzgâr onu balkonun kenarından alıp başka bir yere savurmuştu. Ya Van Gogh,( benim kedimin ismidir) benim fark edemediğim bir anda yeniden balkona çıkmış ve onu bulup yemişti. Ya da gecenin kuşlarından biri balkona uğramış, onu sessizce alıp götürmüştü.
Birinci ihtimale inanmak istedim. İyileşip uçtuğunu, havada yönünü bulduğunu, belki de duman kokusunun peşine düştüğünü düşündüm. Fakat diğer ihtimaller de hayat kadar doğal ve mümkündü. Doğa, bizim gönlümüze göre sonlar yazmıyordu. Bir canlının kurtuluşu, başka bir canlının kâbusu olabiliyordu.
Kafka’nın Gregor’u, yalnızca odasından çıkamadığı için trajik değildi. Onun trajedisi; bilinçli bir varlığın sonlu oluşunun farkına varmasında ve insanlığını başkalarına kabul ettirememesinde yatıyordu. Balkondaki böceğin kayboluşunda aynı türden bir trajedi aramak doğru değildi. Onun eski bir insan hayatını hatırlayan bilinci, ailesine söyleyemediği sözleri, kaybettiği işi veya taşıdığı borçları yoktu. Yine de ortada bir dönüşüm vardı: Dün sırtüstü çırpınan gövde, bugün yokluğa dönüşmüştü. Belki uçuşa, belki rüzgâra, belki de başka bir canlının bedenine karışmıştı.
Balkonun boş zeminine bakarken bir gün önceki duşu hatırladım. Su, sıcakla nemin üzerime ördüğü kabuğu parçalamış; beni yeniden kendi bedenime döndürmüştü. Eğer o gerçekten bir yangın böceğiyse, onu çağıran şey serinlik değil, ateşti. Ben yaşama suyun altında dönmüş, o ise hayatının devamını yangının kıyısında aramıştı.
Belki bütün canlılar, kendilerine verilmiş görünmez bir çağrının peşinden gidiyordu. Kimi sudan güç alıyor, kimi külden; kimi gölgeye sığınıyor, kimi ateşe yaklaşıyordu. Kurtuluşun tek bir yolu yoktu.
Benimki sudan, onunkisi belki de yangından geçiyordu.
Hüseyin BAY
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!