MENÜ
Kategoriler

Şehit Babasının Gözyaşı, Milletvekili Ali Özkaya ve Kamu Vicdanı

Adalet, sadece kanun maddelerinin soğuk harflerinden ibaret değildir; adalet, toplumun ortak vicdanında karşılık bulduğu müddetçe mülkün temelidir. Afyonkarahisar’da yaşanan son olay, bu gerçeği hepimize bir kez daha çok sarsıcı ve düşündürücü bir şekilde hatırlattı.

2016 yılında bu vatan toprağına bir evlat, iki metre boyunda bir yiğit veren şehit babası Süleyman Üye’nin, elindeki mahkeme iddianamesiyle oğlu Piyade Uzman Çavuş Kerim Üye’nin mezarı başına gidip döktüğü gözyaşları, sadece bir babanın sitemi değil, toplumsal vicdanın da ortak çığlığı olmuştur. Şehit babasının, "Baban senin kanına basanlara yorum yazdığı için cezalandırılıyor" diyerek adalet sistemine yönelttiği o sitem dolu bakışlar, hepimizin yüreğini burktu.

Olayın diğer tarafında ise AK Parti Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya var. Kamuoyunda yükselen haklı tepkilerin ardından Özkaya’dan beklenen açıklama gecikmedi: "Ben şikayetçi olmadım." Milletvekili Özkaya, emniyetin sanal devriye faaliyetleri neticesinde savcılığın re'sen (kendiliğinden) açtığı bu dava için açıkça, şehidin hatırasına ve ailesinin acısına saygı duyduğu için şikayetçi olmadığını belirtti. Hatta adli makamlara çağrıda bulunarak bu hassasiyetin dikkate alınmasını istedi..?

Peki, şikayetçinin olmadığı, ortada kişisel bir husumetin bulunmadığı bu tabloda adalet terazisi nasıl işliyor?

İşin hukuki boyutuna baktığımızda, ortada bir "ayrımcılık" veya kişiye özel bir ayrıcalık yok. Türk Ceza Kanunu, "Kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret" suçunu şikayete tabi tutmamıştır. Yani kanun; mağdur bir öğretmen de olsa, doktor da olsa, milletvekili de olsa devletin adli mekanizmasını otomatik olarak devreye sokar. Bu nedenle milletvekilinin "şikayetimi geri çekiyorum ve davayı düşürüyorum" deme gibi bir hukuki lüksü ya da yetkisi bulunmuyor. Yasa, kişilerin iradesinden bağımsız olarak kamu adına bu süreci yürütüyor.

Ancak hukuk sadece düz bir çizgiden ibaret değildir; olayın sosyolojisini ve tarafların psikolojisini de gözetmek zorundadır. Kanunların mekanik işleyişi ile kamu vicdanı arasındaki o hassas denge tam da burada devreye giriyor.

Evet, kanunen bir milletvekilinin bu davayı durdurmaya Ali Özkaya’nın gücü yetmeyebilir?; ancak bir siyasinin "şikayetçi değilim, bu acılı ailenin yanındayım" duruşu, yargı makamları için çok önemli bir vicdani referanstır. Bu vatanın evlatları toprağa düşerken, onların geride bıraktığı anne ve babalar artık hepimizin, en başta da devletin anne babasıdır. Onların öfkesi de sitemi de adalet terazisinde farklı bir kefede, hayatın ve acının gerçeğiyle tartılmalıdır.

Kanunun emredici maddeleri gereği açılan bu davanın, milletin vekili olarak Ali Özkaya’nın milletvekili olarak gücü yetmediğini bir kenara bırakırsak ,adli makamlarca bu büyük hassasiyet, takdiri indirimler veya erteleme müesseseleri gözetilerek vicdanları yaralamadan nihayete erdirilmesi tek temennimizdir. Unutmayalım ki ;şehit ailelerinin incinmediği bir adalet sistemi, bu ülkenin en büyük güvencesidir.


İlk yorumu sen yap
Yorum yazarak topluluk kurallarımızı kabul etmiş bulunuyor ve tüm sorumluluğu üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan www.beyazbelge.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!