MENÜ
Kategoriler
Köşe Yazıları

Kimin Bu Cumhuriyet?

Adına törenler düzenlediğimiz, meydanlarda marşlar söylediğimiz cumhuriyet kimin? Onu yönetenlerin mi, kendisini onun koruyucusu sayanların mı, seçimleri kazanan çoğunluğun mu, yoksa bütün yurttaşların mı?Cumhuriyetin ilanının 103. yıl dönümüne ya...
Kimin Bu Cumhuriyet?

         

Adına törenler düzenlediğimiz, meydanlarda marşlar söylediğimiz cumhuriyet kimin? Onu yönetenlerin mi, kendisini onun koruyucusu sayanların mı, seçimleri kazanan çoğunluğun mu, yoksa bütün yurttaşların mı?


Cumhuriyetin ilanının 103. yıl dönümüne yaklaşırken bu soruyu sormadan yalnızca kutlamalardan söz etmek içime sinmiyor. Kazanımlarımızı anlatmayı, demokrasi ve hukukun hayatımıza kattığı değerlerle övünmeyi, sokaklarda cumhurla birlikte marşlar söylemeyi dilerdim. Fakat cumhuriyetin adını hep birlikte anarken onun sunduğu haklardan aynı ölçüde yararlanıp yararlanamadığımızı da konuşmak zorundayız.

Kimin bu cumhuriyet?


Cevabımız “Hepimizin” ise bu sözün gündelik hayatta bir karşılığı olmalı. Yurttaş, devlet kapısında siyasi görüşüne göre muamele görmemeli. Hakkını ararken inancını, kimliğini veya kime oy verdiğini açıklamak zorunda kalmamalı. Adalet beklerken bir tanıdığa, işe girerken bir aracıya, düşüncesini söylerken bir cesaret sınavına ihtiyaç duymamalı.

Cumhuriyetin ortaklığı, ancak hakların eşitliğinde anlam kazanır.


Cumhuriyet, yönetme yetkisinin bir hanedanın, ailenin, sınıfın veya dinî otoritenin ayrıcalığı olmaktan çıkıp halka ait olmasıdır. Ancak yetkinin kaynağını halka dayandırmak, onun her kullanımını haklı kılmaz. Halkın hangi koşullarda karar verdiği, yönetenleri nasıl denetlediği ve iktidar karşısında hangi güvencelere sahip olduğu da belirleyicidir.

Çünkü halk adına kullanılan bir yetki, halka zarar verdiğinde bile onun yararınaymış gibi sunulabilir. Baskı güvenlik, yasak düzen, ayrıcalık ise millî menfaat diye kabul ettirilmeye çalışılabilir. İktidarın eleştirilmesi devlete düşmanlık, yöneticiden hesap sorulması millete saygısızlık sayılabilir.


Böyle bir anlayışta yurttaşa düşen, kendisi adına alınan kararları onaylamaktan ibaret kalır. Oysa egemenliğin sahibi olmak, gerektiğinde “Hayır” diyebilmeyi de gerektirir.

Seçimler bu nedenle vazgeçilmezdir. Fakat sandığın kurulması, yurttaşın özgür olduğunu tek başına göstermez. Seçmenin doğru bilgiye ulaşamadığı, düşüncesini açıklamaktan çekindiği, itirazının düşmanlık sayıldığı bir ortamda demokratik iradenin oluşma koşulları zedelenir.


Üstelik seçimi kazanmak, ülkenin tapusunu almak değildir. Çoğunluk, belirli bir süre için yönetme yetkisi kazanır; herkesin hayatı üzerinde sınırsız tasarruf hakkı kazanmaz. Azınlıkta kalan yurttaş da ülkenin eşit sahibidir. Onun hakları, çoğunluğun hoşgörüsüne veya yönetenlerin lütfuna bırakılamaz.

Cumhuriyet, çoğunluğun azınlığı ezme ruhsatı değil; kimsesizlerin de hakkını koruyan hukukun güvencesi olmalıdır.


Bu güvenceyi yalnızca anayasa metinlerinde ve devlet kurumlarında arayamayız. Evde çocuğun sorusuna kulak vermekte, okulda öğrencinin düşünmesini teşvik etmekte, iş yerinde çalışanın hakkını teslim etmekte de aynı anlayışın izini sürmeliyiz. İnsanlardan yalnızca itaat bekleyen, soruyu ve itirazı cezalandıran bir kültürün özgür yurttaşlar yetiştirmesi imkânsızdır.

Cumhuriyet bilinci, insanın kendi sözüne değer verildiğini görmesiyle gelişir. Hakkını aradığında sonuç alabildiği, haksızlığa uğradığında korunabildiği ölçüde kök salar.


Dünyadaki örnekler, cumhuriyet adının bu güvenceleri kendiliğinden sağlamadığını gösteriyor. İran’da seçimlerin yapılması, siyasal iradenin üzerindeki dinî vesayeti ortadan kaldırmıyor. Sovyetler Birliği, cumhuriyet adını taşımasına rağmen tek parti egemenliğine dayanan, meşruiyetini belirli bir sınıfı temsil etme iddiasından alan totaliter bir rejimdi.

İsrail örneği de seçimlerin ve parlamenter kurumların varlığıyla herkesin eşit haklara sahip olması arasındaki mesafeyi sorgulamayı gerektiriyor. Devletin Yahudi kimliğine tanınan öncelik ile Filistinlilerin eşitlik, özgürlük ve yaşam hakkı arasındaki çatışma, demokrasi iddiasının kimleri kapsadığı sorusunu önümüze koyuyor.

Bu örneklerin tarihleri ve yönetim yapıları farklıdır. Ancak hepsi, yönetimlerin kendilerine verdikleri adlarla yetinemeyeceğimizi hatırlatır. Bir yönetimin niteliği, gücüne tabi olan insanların hakları karşısındaki tutumuyla da ölçülür.


Bizim cumhuriyetimiz ise ağır bir bağımsızlık mücadelesinin ardından kuruldu. Saltanattan millet egemenliğine geçiş, yönetimin meşruiyet kaynağını değiştiren tarihsel bir adımdı. Bu mirası korumak, geçmişte verilen mücadeleyi hatırlamayı ve hatırlatmayı gerektirir. Fakat aynı zamanda o mücadelenin açtığı yurttaşlık alanını bugünün insanları için genişletme sorumluluğu yükler.

Halkın ilgisizliği, tarih bilincinin zayıflaması, kazanılmış haklardan kolayca vazgeçilmesi elbette kaygı vericidir. Geçmişin çarpıtılması ve özgürlüklerin değersizleştirilmesi karşısında sessiz kalamayız. Ancak buradan hareketle cumhuriyeti halktan korumaya kalkmak da bizi çıkmaza götürür. Yurttaşın karar verme hakkını elinden alarak onun egemenliğine dayanan bir düzeni yaşatamayız.


Aynı şekilde hiçbir lider, çoğunluk veya kurum da cumhuriyetin tek sahibi olduğunu ileri süremez. Bir lider kendisini millî iradenin tek temsilcisi, bir çoğunluk halkın tamamı, bir kurum cumhuriyetin tartışılmaz sahibi saydığında geriye kalan yurttaşların söz hakkı daralır.

Asıl tehlike, cumhur adına konuşma hakkının tekelleştirilmesidir.


Cumhuriyete sahip çıkmak; bilgiye erişebilen, soru sorabilen, örgütlenebilen, yönetenlerden hesap isteyebilen ve iktidarı değiştirebilen yurttaşların varlığını güvenceye almaktır. Kendimiz için istediğimiz hakları, bizimle aynı düşünmeyenler için de savunabilmektir.

Cumhuriyetin 103. yılında bayraklarımızı asalım, marşlarımızı söyleyelim, bize bu ülkeyi ve bağımsızlığı kazandıranları saygıyla analım. Ardından kutladığımız değerlerin sokakta, okulda, mahkemede ve devlet kapısında ne kadar karşılık bulduğuna da bakalım.

Kimin bu cumhuriyet?


Bu ülkenin en güçsüz yurttaşı bile “Benim de” diyebiliyorsa cevabımızı bulmuşuz demektir.

 

 

Etiketler:
Etiket yok
İlk yorumu sen yap
Yorum yazarak topluluk kurallarımızı kabul etmiş bulunuyor ve tüm sorumluluğu üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan www.beyazbelge.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!