Kavganın Değil Uyumun Siyasetçisi: Burhanettin ÇOBAN
Star Masası’nın ikinci konuğu Burhanettin Çoban’dı. Kendisini yaklaşık otuz yıldır tanırım. Yıllarca aynı partide birlikte siyaset de yaptık. Çoban; kuşatıcı, pozitif, iş odaklı, ekip çalışmasını seven, ekibine güvenen ve partili-partisiz toplumun her kesimine hizmet vermeyi ilke edinen duayen bir siyasetçidir.
Burhanettin Çoban’la yaptığımız söyleşi, yalnızca tecrübeli bir siyasetçinin geçmişe dair hatıralarını değil, Afyonkarahisar’ın bugününe ve geleceğine ilişkin önemli bir şehir muhasebesini de ortaya koydu. Söyleşinin farklı başlıkları arasında öne çıkan temel düşünce şuydu: Bir şehri ileriye taşıyan yalnızca para, makam veya iktidar desteği değildir; kurumlar arasındaki uyum, liyakatli kadrolar ve geleceği önceden gören bir proje kültürüdür.
Çoban’ın “Uyum varsa şehirler uçar” sözü, söyleşinin ana fikri sayılabilir. Belediye başkanı, milletvekilleri, vali, üniversiteler, meslek kuruluşları ve siyasi parti yöneticileri birbirleriyle mücadele etmek yerine ortak hedeflere yönelirse yatırımlar daha hızlı gerçekleşir. Fakat uyum, herkesin aynı şeyi düşünmesi veya yanlışlar karşısında susması değildir. Uyum; farklı kurumların kendi yetki alanlarını koruyarak şehrin ortak meselelerinde birlikte hareket edebilmesidir.
Bu bakımdan, Burhanettin Çoban’ın il başkanı olarak atanması hâlinde parti, belediye ve kamu kurumları arasında güçlü bir koordinasyon ve uyum sağlayacağı kanaatindeyim. Siyasi ve idari tecrübesi, farklı kesimlerle kurabildiği ilişki ve ekip çalışmasına verdiği önem, böyle bir görevin gerektirdiği birleştirici zemini oluşturabilecek niteliktedir.
Parti ile belediye arasındaki ilişkiye dair söyledikleri de önemlidir: Parti belediyeyi yönetmeye kalkmamalı, belediye de partiyi kendi idari uzantısı hâline getirmemelidir. Bu sınır kaybolduğunda kurumsal yönetimin yerini şahsi ilişkiler, nüfuz mücadeleleri ve yetki çatışmaları alır. Şehir de projeleriyle değil, yöneticilerinin kavgalarıyla anılmaya başlar.
Söyleşide belediye başkanlarının parti değiştirmesi üzerine yapılan değerlendirme ise demokrasinin önemli bir açmazına işaret ediyordu. Yerel seçimlerde adayın şahsı elbette önemlidir; ancak seçmen aynı zamanda bir siyasi partiye, programa ve kimliğe oy verir. Seçildikten sonra başka bir partiye geçen belediye başkanı, hukuken mümkün olan fakat siyasi ahlak ve seçmen iradesi bakımından tartışmalı bir adım atmış olur. Çoban, bununla birlikte, seçildiği partide siyaset yapma imkânı kalmayan bir kişiye “Her şartta orada kal” demenin de anlamlı olmadığını belirtti.
Asıl problem, bazı belediyelerin hizmet ve kaynak elde edebilmek için iktidar partisine yakınlaşmak zorunda bırakılmasıdır. Çözüm yalnızca parti değiştirmeyi yasaklamak değil, bu değişiklikleri cazip veya zorunlu hâle getiren bağımlılık düzenini ortadan kaldırmaktır. Devletin imkânları iktidar partisinin lütfu değil, vatandaşın ortak hakkıdır. Bir belediyeye gönderilecek kaynak, başkanın rozetine göre değil; nüfusa, ihtiyaca, projeye ve kamu yararına göre belirlenmelidir.
Çoban’ın liyakat konusundaki sözleri de üzerinde durulmaya değer. Bir kuruma yönetici atayıp sonra onun birlikte çalışacağı bütün kadroyu dışarıdan belirlemek, başarı beklenen yöneticinin elini kolunu bağlamaktır. Yöneticiye sorumluluk veriliyorsa, ekibini kurabilmesi için de makul bir yetki alanı tanınmalıdır. Buna karşılık başarısızlık, keyfîlik veya vatandaş şikâyeti varsa denetim mekanizması işletilmelidir.
Söyleşinin güçlü taraflarından biri de proje belediyeciliğine yapılan vurguydu. Yol, kaldırım ve temizlik belediyeciliğin vazgeçilmez görevleridir; ancak şehirleri birbirinden ayıran asıl unsur bunların ötesine geçen vizyon projeleridir. Motor sporları pisti, kongre ve fuar merkezi, sağlık ve savunma endüstri bölgeleri, spor tesisleri, kentsel dönüşüm ve ulaşım projeleri bu gözle değerlendirilmelidir. Bir proje yalnızca seçim meydanında söylenen vaat değil; arazisi, finansmanı, teknik çizimi ve uygulama takvimi hazırlanmış ciddi bir şehir tasavvuru olmalıdır.
Büyükşehir meselesi de yalnızca yeni bir unvan ve daha büyük bir bütçe beklentisi üzerinden tartışılamaz. Afyonkarahisar’ın çok sayıda köyü, geniş coğrafyası ve parçalı idari yapısı dikkate alınmadan kurulacak bir model, merkezde avantaj üretirken kırsalda yeni sorunlara yol açabilir. Bu nedenle büyükşehir statüsü, siyasi bir prestij meselesi değil; köylerin, beldelerin, ilçelerin ve merkezin geleceğini birlikte ele alan ayrıntılı bir yönetim hesabı olmalıdır.
Afyonkarahisar’ın temel ihtiyacı yeni bir kavga değil, yeni bir ortak akıldır. Şehrin geleceği, kimlerin hangi makamı elde edeceğinden çok, kurumların ne kadar güçlü kalacağına, yöneticilerin ne kadar liyakatli seçileceğine ve Afyon’un önümüzdeki yıllarının ne kadar ciddi planlanacağına bağlıdır.
Çünkü şehirler sloganlarla değil; kurum, uyum ve projeyle büyür.