Afyonkarahisar Niçin Büyükşehir Olmamalı!
Afyonkarahisar’ın nüfusunun 2025 yılı sonu itibarıyla 751.802’ye ulaştığını ve böylece büyükşehir olabilmek için kanunda öngörülen nüfus eşiğini geçtiğini öğrendikten sonra, ilimizin büyükşehir olması gerektiğini savunageldim.
Fakat bugünden itibaren fikrimi değiştiriyorum!
Artık Afyonkarahisar’ın büyükşehir olmaması gerektiğini düşünüyorum. Bunun sebeplerini de tek tek açıklayacağım. İnanıyorum ki siz de okuyunca bana hak vereceksiniz.
Küçük küçük, kendi aramızda yaşayıp gidiyoruz. Büyüyerek “Büyükler dünyasında biz de varız!” demenin ne gereği var?
İşsizlik ve nitelikli iş imkânlarının yetersizliği yüzünden yetişmiş gençlerimiz başka şehirlere gidiyor. Nüfusumuz azalırken geride kalanlar da sessiz sakin başını dinliyor. Şehrin cıvıl cıvıl olmasına, gençlerin sokakları ve iş yerlerini doldurmasına ne gerek var? Gürültü çıkarırlar sonra!
Komşumuz Eskişehir gibi kültür, eğitim ve sosyal hayat bakımından gelişmiş bir şehir olsak ne kazanacağız? Neymiş efendim; tiyatro, konser, festival, üniversite, bilim, sanat…
Kültür de neymiş, değil mi ama?
Düne kadar bizim gibi sıradan bir il olan Denizli’nin gelişmesini, ekonomik ve sosyal bakımdan bize fark atmasını uzaktan kıskana kıskana seyretmek varken neden onlarla yeniden yarışmaya kalkalım? Rahatımızı niçin bozalım?
Konya’yı zaten hiç saymıyorum. Onlar etli ekmek kafalı, bizi anlayamazlar! Biz niçin onları anlamaya çalışalım? Sonra maazallah biz de gelişir, büyür, üretir ve “etli ekmek kafalı” oluruz!
Şehrimizin trafik sorunu varmış…
Peh!
Trafik sorunu hangi şehirde yok ki? Biz alıştık, Afyonkarahisar’a gelen turistler de alışıversin. Bir turist şehre geldiyse biraz da kavşaklarda beklesin, dar yollarda sıkışsın, park yeri ararken şehri birkaç defa turlasın. Böylece şehrimizi daha yakından tanımış olur!
Parçalı idari yapı sebebiyle şehirde düzenli bir mimari ve planlama bütünlüğü oluşmuyormuş. Bundan bize ne?
Özdilek Kavşağı’na doğru giderken bir tarafta Afyonkarahisar Belediyesi sınırları içinde düzenli sayılabilecek bir imar, diğer tarafta Erkmen sınırlarına girer girmez yol kenarlarına kadar uzanan binalar görülebilir. Oteller bölgesinde servis yollarının kenarına oteller yapılabilir, yeşil alanlara binalar dikilebilir.
Ne zararı var?
Abartmayalım lütfen!
Gazlıgöl havzasındaki karmakarışık ve plansız yapılaşma da bizim karakterimizi yansıtıyor. Her bina başka tarafa bakıyor, her tesis başka bir anlayışla yapılmış. Bir bütünlük, estetik veya plan aramak da nereden çıktı?
Gazlıgöl’ün girişinde yeşil alan olması gereken yerde yarım kalmış binalar varmış. Olsun!
Yeşil alana, yürüyüş yoluna ya da sosyal alana ne gerek var? Gelen misafirler otellerinden çıkmasınlar; odalarında otursun, havuza girsin, yemeklerini yesin ve sonra da şehirden ayrılsınlar. Afyonkarahisar’ı görüp tanımaları şart mı?
Frig Vadisi yıllardır gerektiği biçimde hayata geçirilemiyor, yeterince tanıtılamıyor ve hak ettiği ilgiyi görmüyormuş.
Bize ne!
İnsanları oraya çekip de ne yapacağız? Turist gelecek, esnaf kazanacak, köyler canlanacak, yeni iş alanları açılacak… Bunların hepsi başımıza iş!
Gastronomimizi, mermerimizi, tarihimizi ve tabii güzelliklerimizi başkalarına göstersek ne kazanacağız ki? Gelmeyiversinler!
Afyon sucuğunu, kaymağını, lokumunu, haşhaşını, ekmeğini, yemeklerini ve mutfak kültürünü kimse tanımasın. Mermerimizi yabancılar satın almasın. Tarihî eserlerimizi, kalemizi, vadilerimizi, kaplıcalarımızı kimse görmesin.
Biz bize yeteriz!
Bir avuç yerde on dört belediye ve on dört belediye başkanının bulunması da ne kadar güzel! Her yerde ayrı bir makam, ayrı bir makam aracı, ayrı bir bütçe, ayrı bir imar anlayışı…
Hem küçük küçük krallarımızı beslemek ve onların egolarını tatmin etmek varken niçin bu düzenden vazgeçelim?
Her beldenin ayrı başkanı, ayrı çevresi, ayrı bürokrasisi, ayrı hesabı olsun. Şehrin bütünü için ortak bir plan yapılacağına herkes kendi küçük krallığını yönetsin.
Her yerde israf, her yerde torpil, her yerde adam kayırma…
Elbette bunda da vardır bir hayır!
Türkiye’de en fazla belediyeye sahip il biziz. Durup dururken bu konudaki birinciliğimizi başkasına mı kaptıralım?
Mesela Şuhut’a giderken Afyonkarahisar’dan çıkıp Sülün, özellikle de Salar sınırlarına girdiğimizde refüjlerin, yeşil alanların ve kaldırımların darmadağın hâline bakıp acı acı gülümsemek gibi bir eğlencemiz var. Büyükşehir olup da yollar, kaldırımlar ve refüjler bütünlüklü bir şekilde düzenlenirse bu eğlencemizden mahrum kalırız.
Olacak iş mi?
Tarihî alanlarımızın bakımsızlığı, ilgisizliği, rehbersizliği ve kimsesizliği de niçin umurumuzda olsun? Bunları dert edinip sağlığımızı mı bozalım?
Bir tarihî yapının yanına bir tabela dikince görevimizi yapmış sayılmaz mıyız? Rehber, tanıtım merkezi, ulaşım, çevre düzenlemesi ve düzenli bakım da neymiş?
Durduğumuz yer gayet güzelken statü ve prestij bakımından niçin bir üst lige çıkalım? Başımız ağrımaz, kimse bizden büyük projeler beklemez, kimse “Bu şehir neden gelişmiyor?” diye hesap sormaz.
Kısacası bütün bu sebeplerden dolayı ben de artık Afyonkarahisar’ın milletvekillerinin bir kanun teklifi hazırlayarak ilimizin büyükşehir olması için çalışmasına karşıyım!
Siyasetçilerimizin de uğraşmasına gerek yok.
Hatta Afyonkarahisar’da yaşayan insanlar olmasa bu şehir ne güzel yönetilirdi, değil mi?
İş isteyen olmazdı.
Aş isteyen olmazdı.
“Şehrimiz için ne yaptınız?” diye soran da olmazdı.
Milletvekillerimizin şehre gelmesine bile gerek kalmazdı. Ankara’dan yönetirlerdi.
Ah, nerede o güzel günler!
Hüseyin BAY