TATLI GÖRÜNEN ZEHİR..
“Bir Şamana ‘Zehir nedir?’ diye sormuşlar. Şaman: ‘İhtiyacımızdan fazla olan her şey zehirdir’ demiş; güç, yiyecek, ego, hırs, kıskançlık, korku, öfke… hatta iyi niyet.”
Bu sözün en sarsıcı tarafı son kısmıdır: Hatta iyi niyet.
Çünkü insan zararı çoğu zaman kötü şeylerde arar. Oysa bazı zararlar güzel görünen şeylerin içinden çıkar. Sevgi gibi… iyilik gibi… fedakârlık gibi…
Hayatta bazı kavramların adı çok güzeldir. Sevgi, merhamet, yardımseverlik, iyilik… Bunları duyunca kimse zarar düşünmez. Fakat mesele bir şeyin adının güzel olması değil, dozunun doğru olmasıdır. Çünkü ölçü kaybolduğunda en güzel şey bile insana yük olur.
Sevgi bunun en açık örneğidir.
İnsan sevildiğinde güç bulur, huzur bulur, hayata daha sağlam tutunur. Ama sevgi ölçüsünü kaybettiğinde büyütmez, boğar. Fazlası, zıttı ile aynı etkiyi verir.
Nasıl ki susuzluk öldürür ama sel de yok eder…
Nasıl ki ateş ısıtır ama yangın yakar…
Nasıl ki sessizlik huzur verir ama fazlası yalnızlığa dönüşür…
Sevgi de böyledir. Azı eksikliktir, fazlası baskıdır.
Aşırı sevgi çoğu zaman özgürlük bırakmaz.
Sürekli kontrol etmek, her an ilgi istemek, karşı tarafın hayatını kendine bağlamak… Bunlar sevgi sanılır. Oysa sevginin içinde güven vardır. Baskı varsa orada sevginin şekli kalmış, özü gitmiştir.
Aile içinde de benzerini görürüz.
Çocuğunu çok seven anne baba, her zorluğu ondan uzaklaştırır. Yorulmasın ister, üzülmesin ister, hiç kırılmasın ister. Sonuçta çocuk korunur ama gelişemez. Çünkü insan bazen düşerek öğrenir, zorlanarak güçlenir. Fazla korunan kişi, hayata dayanıksız büyür.
İyilik de aynı terazidedir.
İyilik yapmak erdemdir, insanı güzelleştirir. Fakat ölçüsüz iyilik, seni iyi bir insan yapmaz; kendini tüketen, sınırlarını kaybeden ve zamanla kırgınlaşan bir insana dönüştürebilir.
Sürekli veren ama hiç almayan…
Herkese yetişmeye çalışıp kendine yetişemeyen…
Hayır diyemediği için kendi hayatını erteleyen…
Nankörlüğe uğradıkça içten içe sertleşen…
Bu kişi sadece yorulmaz, zamanla değişir. İçinde biriken kırgınlık onu mutsuz eder. Sonra insanlar “Ne kadar değiştin” der. Oysa değişen karakteri değil, tükenen sabrıdır.
Çünkü aşırı iyilik çoğu zaman kıymet görmez.
Sınırsız anlayış alışkanlık olur.
Sürekli fedakârlık görev sanılır.
Her şeye koşan insanın yokluğu fark edilmez.
Bu yüzden iyilik bile denge ister. Kendini yok ederek yapılan fedakârlık, erdem değil ihmaldir. Kendine zarar vererek başkasını ayakta tutmaya çalışmak, çözüm değil çöküştür.
Hayat bize aynı dersi tekrar tekrar verir:
Azı zarar, çoğu zarar, kararı yarar.
Denge sandığımızdan daha değerlidir. Çünkü denge, bir şeyin ne zaman fayda olmaktan çıkıp yük olmaya başladığını bilmektir. Sevgide de böyledir, iyilikte de böyledir, fedakârlıkta da…
Demem o ki; adı güzel diye her şey faydalı değildir.
Bazı zehirler kötü görünmez.
Bazıları sevgi kılığında gelir.
Bazıları iyilik maskesi takar.
Ve unutmayalım:
Güzel de olsa, her şeyin fazlası zehirdir. Sibel ŞENOCAK