MENÜ
Kategoriler
Köşe Yazıları

“Sıla-i Rahim mi, Sınır İhlali mi?”

Güncelleme:
Bayramlar… Bir zamanlar çocukların harçlık heyecanı, büyüklerin aynı sofrada buluştuğu o sıcak günlerdi. Şimdi ise birçok insan için zorunlu tebessümlerin, kırgınlıkların üstünü örten sahte nezaketlerin ve “el âlem ne der?” baskısının yaşandığı günlere dönüşmeye başladı. Dinimizin en güzel öğütlerin
“Sıla-i Rahim mi, Sınır İhlali mi?”

 

Bayramlar…

Bir zamanlar çocukların harçlık heyecanı, büyüklerin aynı sofrada buluştuğu o sıcak günlerdi. Şimdi ise birçok insan için zorunlu tebessümlerin, kırgınlıkların üstünü örten sahte nezaketlerin ve “el âlem ne der?” baskısının yaşandığı günlere dönüşmeye başladı.

Dinimizin en güzel öğütlerinden biri olan sıla-i rahim; yani akrabalık bağlarını korumak, hatır sormak, gönül almak aslında sevgiyle yapılan bir ibadetti. Fakat ne olduysa zamanla bu güzel kavramın içine baskı, zorunluluk ve sınır ihlalleri karıştı. İnsanlar birbirine tahammül edemez hale gelirken hâlâ aynı sofralarda oturup kırgınlıklarını “bayramlık suskunluklarla” gizlemeye çalışıyor. Çocuklar istemedikleri halde zorla akraba ziyaretlerine götürülüyor, büyüklerin yanında susmaları öğretiliyor ama kimse onların ruhunu dinlemiyor.

Belki de en büyük sorun burada başlıyor. Biz yıllarca herkesi terbiye etmeye çalıştık ama kendi dilimizi terbiye etmeyi unuttuk. Bayram sofralarında edilen kırıcı sözler, insanların hayatına müdahale eden sorular, küçümseyici imalar… Bunların hangisi gerçekten dinin özüne yakışıyor? Bir insanın kilosunu, evliliğini, işini, hayat tercihlerini sorgulamak hangi manevi değerin parçası olabilir?

Oysa din; insanın kalbini incitmemeyi öğütler.

Biz ise çoğu zaman “doğruyu söylemek” adı altında kırmayı normalleştiriyoruz. Birbirimizin özel alanına girmeyi samimiyet sanıyoruz. Hâlbuki samimiyet, karşındakini rahatsız etmeden yanında olabilmektir.

Kurban bayramlarında bile aynı durum yaşanıyor. Hisseli kesilen kurbanlarda insanların memnuniyetsizlikleri, pay hesapları, “kim daha iyi et aldı” tartışmaları bazen ibadetin önüne geçiyor. Oysa kurbanın özü paylaşmak, şükretmek ve nefsi terbiye etmek değil miydi? Bugün birçok insanın aklında kurbanın maneviyatından çok organizasyon stresi, hesap kitap ve insanların bitmeyen eleştirileri kalıyor.

Bir de o meşhur “hakkını helal et” cümleleri var.

Dilimizle kolayca söylediğimiz ama davranışlarımızla desteklemediğimiz helallikler… Belki de gerçek helallik sadece bayram mesajı atmak değil; kırdığımız kalbi gerçekten onarmaktır. Çünkü bazı insanlar sadece özür beklemez, değişim görmek ister.

Bayramlar insanları birbirine mecbur bırakan değil, gönülden yakınlaştıran zamanlar olmalı. Sıla-i rahim; baskıyla değil sevgiyle yaşandığında anlam kazanır. Belki de artık en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, birbirimizin hayatına hükmetmek yerine birbirimizin sınırlarına saygı duymayı öğrenmektir. Çünkü bazen bir insanı gerçekten sevmek; ona karışmadan yanında kalabilmektir.

Ve belki de bu bayram en çok ihtiyacımız olan şey; gösterişsiz, kırmadan konuşulan, insanların birbirini yormadığı, gönülden edilen duaların olduğu gerçek bir samimiyet… Herkesin gerçekten huzur hissettiği, çocukların zorla değil isteyerek güldüğü, büyüklerin sevgiyi öğütle değil davranışla gösterdiği bir bayram.

Gerçekten kalpten gelen, samimi bir bayram diliyorum.

Etiketler:
Etiket yok
İlk yorumu sen yap
Yorum yazarak topluluk kurallarımızı kabul etmiş bulunuyor ve tüm sorumluluğu üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan www.beyazbelge.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!