Şanslı Şanssız Çocuklar
Bugün bir dost meclisinde dinlediğim kısa bir hikâye, uzun süre zihnimden çıkmayacak kadar etkileyiciydi. Bazen tek bir cümle, sayfalarca kitaptan daha fazla düşündürür. İşte tam da öyleydi.
Sahilde yürürken birkaç çocuğun yere cam şişeler attığını görüyor. Yanlarına yaklaşıp nazikçe, "Çocuklar, onları çöpe atın. Arkadan gelenler kırıyor. Biz burada hayvanlarımızı gezdiriyoruz, o kırık camlar hem insanlara hem de masum canlara zarar veriyor." diyor.
Çocuklardan biri, "Biz neden kıralım ki?" diye soruyor.
Bunun üzerine hiç beklenmedik bir cevap veriyor:
"Siz, sevgisiz büyüyen şanslı ama bir o kadar da şanssız çocuklarsınız."
Çocuklar şaşırıp, "Ne demek o?" diye soruyor.
"Çünkü siz, birçok şeye kolayca ulaşabiliyorsunuz. Telefon istiyorsunuz, elinizde. Para istiyorsunuz, cebinizde. Beğendiğiniz bir kıyafet ertesi gün dolabınızda. Maddi imkânlarınız var ama ilgiye, sohbete, birlikte geçirilen zamana ve sevgiye aynı kolaylıkla ulaşamıyorsunuz. Bu yüzden öfkeniz büyüyor, sabrınız azalıyor. Kırmayı, dökmeyi, hırçınlığı bazen fark etmeden hayatın bir parçası sanıyorsunuz."
En çarpıcı olan ise çocukların verdiği cevaptı:
"Haklısınız..."
Belki de bugün çocuklarımızın doyumsuzluğunu, öfkesini, tahammülsüzlüğünü ve bağımlılıklarını anlamak için daha fazla sebep aramaya gerek yok.
Biz onları koruduğumuzu sanıyoruz.
"Dışarısı tehlikeli." diyoruz.
Sonra güvenli sandığımız evlerimizin içinde onları ekranların sınırsız dünyasına teslim ediyoruz. Haberleşmek için aldığımız telefon, zamanla onların en yakın arkadaşı oluyor. Biz ise aynı evin içinde birbirimize yabancılaşıyoruz.
İstedikleri her şeyi alıyoruz, "Gözü kalmasın." diyoruz. Oysa bazen eksik kalan bir oyuncak değil, eksik kalan bir sohbettir.
Onların işini biz yapıyoruz, yorulmasın istiyoruz. Ama fark etmeden sorumluluk almayı değil, hazır bulmayı öğretiyoruz.
Karnını doyurmayı, odasını hazırlamayı, istediğini almayı ebeveynlik sanıyoruz. Oysa çocukların sadece eşyaya değil; dinlenmeye, anlaşılmaya, birlikte gülmeye ve koşulsuz sevilmeye ihtiyaçları var.
Belki de çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras son model bir telefon değil; güvenle sığınabilecekleri bir yürek olmalıdır.
Evde herkesin bir sorumluluğu olmalı. Çocuk da beklemeyi bilmeli, emek vermeyi öğrenmeli, her isteğinin anında gerçekleşmeyeceğini görmeli. Fikirlerinin değerli olduğunu hissetmeli. Çünkü sevgi sadece vermek değil, birlikte yaşamaktır.
Ve bazen bir çocuğu kaybetmek, onu evden çıkardığımız gün değil; aynı evin içinde birbirimizin sesini duymayı bıraktığımız gün başlar.