MENÜ
Kategoriler
Köşe Yazıları

KELEBEĞİN RÜYASI

Güncelleme:
Herkes kelebeğin rüyasını görmek ister. Ama akbabanın kabusu ile uyanır. Çünkü yaşam, bizim istediğimiz doğrultuda ilerleyen kusursuz bir düzen değil. Ne kadar plan yaparsak yapalım, ne kadar ince düşünürsek düşünelim, bazen hayat bizim planlarımızın üstüne kendi planını yazar. İşte insanı en çok da
KELEBEĞİN RÜYASI

Herkes kelebeğin rüyasını görmek ister.

Ama akbabanın kabusu ile uyanır. Çünkü yaşam, bizim istediğimiz doğrultuda ilerleyen kusursuz bir düzen değil. Ne kadar plan yaparsak yapalım, ne kadar ince düşünürsek düşünelim, bazen hayat bizim planlarımızın üstüne kendi planını yazar.

İşte insanı en çok da bu yorar. Umduğumuz gibi gitmeyen şeyler, kontrolümüz dışında gelişen olaylar, bir anda üst üste gelen sıkıntılar… O anlarda sanki gökyüzü kararır, dünya omuzlarımıza çöker, hayat birden tersine dönmüş gibi gelir. “Her şey altüst oldu” deriz. Oysa belki de o an altüst olan hayat değil, bizim alıştığımız düzendir.

Bir söz vardır: “Gerçekte göz doğrunun nerede olduğunu bilmez; hayatımızın altının mı, üstünün mü daha iyi olduğunu zaman gösterir.” İnsan bunu yaşarken anlayamaz. İçindeyken her şey ağır gelir, zor gelir, haksızlık gibi gelir. Fakat zaman geçtikçe fark ederiz ki, bizi yıkan bazı olaylar aslında bizi uyandırmak için gelmiştir. Bazı kayıplar, bazı kırılmalar, bazı gecikmeler; yolumuzu kapatmak için değil, yönümüzü değiştirmek için vardır.

Biz ise aceleciyiz. Hemen olsun isteriz. Her şey tam da istediğimiz gibi ilerlesin, hiçbir şey sarsılmasın, hiçbir şey elimizden çıkmasın isteriz. Oysa hayat, insanın her şeyi kontrol edemeyeceğini öğretmek için vardır biraz da. Sürekli yön vermeye çalıştığımız şeylerin içinde bazen akışa bırakmamız gereken gerçekler saklıdır. Teslimiyet dediğimiz şey de tam burada başlar. Vazgeçmek değil; her şeyin bizim istediğimiz anda, bizim istediğimiz biçimde olmayacağını kabullenmek…

Belki de sorun, hayatın zor olması değil; bizim her şeyi kendi ölçümüze göre şekillendirmek istememizdir. Her şeyi kontrol altında tutmaya çalışıyoruz. İnsanları, olayları, duyguları, zamanı… Oysa bazı şeyler yönlendirilmek için değil, yaşanmak için vardır. Çünkü hayat, elimizde tuttuğumuzda değil; anlamaya çalıştığımızda derinleşir.

Kelebeğin rüyası da belki tam burada başlar. Hayatın sadece güzel yanlarını değil, zor taraflarını da kabul ettiğimiz yerde… Kırılınca da devam edebildiğimizde… Planlarımız bozulsa da yolumuza yürüyebildiğimizde… Çünkü insan olgunluğu, her şey yolundayken değil; her şey dağılmış gibi görünürken ayakta kalabildiğinde öğrenir.

Belki bugün yaşadığımız şey bize ağır geliyor. Belki nedenini anlamıyoruz. Belki “neden ben” diye soruyoruz. Ama zaman, birçok şeyin cevabını sessizce verir. Ve bir gün dönüp baktığımızda, bizi en çok yaralayan dönemin aslında bizi en çok değiştiren dönem olduğunu anlarız.

Kelebeğin rüyasını herkes görmek ister.

Ama asıl mesele, kâbusla uyandığında da hayata küsmemektir.

Çünkü bazen hayat, en güzel başlangıçlarını en zor uyanışların arkasına saklar. Sibel ŞENOCAK

İlk yorumu sen yap
Yorum yazarak topluluk kurallarımızı kabul etmiş bulunuyor ve tüm sorumluluğu üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan www.beyazbelge.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!