MENÜ
Kategoriler
Köşe Yazıları

KALHA

Güncelleme:
Çocukken bir şeyi ilk kez gerçekten “büyük” hissettiğim anları hatırlıyorum: gökyüzünü. Bazı çocuklar gökyüzüne bakınca sonsuzluğu, yıldızları düşünür. Bizim gibiler ise “cezayı” düşünür. Çünkü bize gökyüzü, merhametin genişliğiyle değil; cezanın ihtimaliyle tanıtıldı. “Allah taş eder.” “Allah çarpa
KALHA
Çocukken bir şeyi ilk kez gerçekten “büyük” hissettiğim anları hatırlıyorum: gökyüzünü. Bazı çocuklar gökyüzüne bakınca sonsuzluğu, yıldızları düşünür. Bizim gibiler ise “cezayı” düşünür. Çünkü bize gökyüzü, merhametin genişliğiyle değil; cezanın ihtimaliyle tanıtıldı. “Allah taş eder.” “Allah çarpar.” “Allah yakar.” Cümlelerin içinde sevgi değil, sertlik vardı. Bir çocuğun zihninde Allah, kalbe iyi gelen bir güç değil; her an yanlışını kollayan büyük bir gölgeye dönüştü. O gölge büyüdükçe ahlak da başka bir şeye dönüştü. Ahlak, içten gelen bir vicdan sesi olmaktan çıkıp dıştan dayatılan bir kontrol mekanizması haline geliyor. Korkuyla kurulan her düzen gibi: “Yanlış yapma, başına kötü bir şey gelir.” Cümle böyle kurulunca davranışın motivasyonu da böyle şekilleniyor: iyi olmak için değil; cezadan kaçmak için. Burada kimseyi suçlamıyorum. Büyüklerimiz de çoğu zaman böyle öğrendi. Korku, nesilden nesile aktarılan görünmez bir miras gibi. İnsan en kolay korku ile yönetilir çünkü. En hızlı yol odur: “Yasak!” “Yapma!” “Kork!” Kurallar ezberletilir ama anlamı büyütmez. Ve ahlak dediğimiz şey, sadece kurallardan ibaret değildir. Ahlak, insanın kendi içinde inşa ettiği bir neden meselesidir. Neden doğru? Neden merhamet? Neden adalet? Bu sorular sorulmadıysa, kurallar bir süre sonra ya isyan doğurur ya da ikiyüzlülük. Korku kısa vadede işe yarar. Çocuğu susturur, hizaya sokar, davranışı düzeltir gibi görünür. Ama uzun vadede iki büyük hasar bırakır. Birincisi: Sevgi ve güven duygusunu zedeler. Sevmediğin, güvenmediğin bir otoriteye kalpten bağlanamazsın. Bağlılık gibi görünen şey çoğu zaman çekingenliktir. İtaat gibi görünen şey korkudur. Ahlakı görünür olana hapseder. Korku ile büyüyen insanın içinde bir “göz” vardır: Biri görüyor mu? Yakalanır mıyım? Ceza gelir mi? Bu yüzden bazı davranışlar insanların yanında “düzgün”, kimse yokken bambaşka olur. Çünkü korku insanı içten değil dıştan terbiye eder. İçerden terbiye etmeyen her şey şartlar değiştiğinde çözülür. Tam da burada benim “KALHA” dediğim şey ortaya çıkıyor. Bize öğretilen ahlakın tersine dönmüş hali. Kalha; sevgi yerine korkunun yerleştirildiği bir ahlakın zamanla vicdanı zayıflatmasıdır. Ve sonunda korkulan şey bile insanı kötülükten alıkoyamaz; sadece kötülüğü daha gizli hale getirir. Ahlakın özü şudur: Kimse görmüyorken de doğruyu seçebilmek. Sadece günaha girmemek değil; kötülüğe fırsat vermemek. Bunu inşa eden şey korku değil, vicdandır. Vicdanın yakıtı da sevgidir. Korku adımın en sinsi etkisi şudur: İnsan korktuğu şeye zamanla ya reddederek uzaklaşır ya da ona benzemeye başlar. Kimi tamamen kopar; çünkü sevgiyi görmediği yerden uzaklaşır. Kimi de korku dilini devralır; o da korku ile bir düzen kurar. Böylece bir döngü oluşur. Ve biz bugün bu döngünün toplumsal sonuçlarını yaşıyoruz. Sevgiyle değil, öfkeyle konuşuyoruz. Merhametle değil, yargıyla büyüyoruz. İşte Kalha: Ahlakın merhamet olmadan cezaya dönüşmesi. Çözüm Ne Peki? Ahlak; sevgi ile anlatıldığında sahici öğretir. İyilik sadece yasaktan kaçmak değildir; insan olmayı seçmektir. Kalha dediğim şey, korkunun ahlakı içerden boşaltmasıdır. Şimdi belki de yeniden doldurma zamanı. Sevgi ile, merhamet ile, vicdan ile. Ahlak, kimse görmüyorken bile merhameti seçebilmektir. Sevmediğimiz bir şeye dönüşmeyiz ama korktuğumuz şeyin gölgesinde, fark etmeden kötülüğe benzeyebiliriz. Sibel ŞENOCAK
İlk yorumu sen yap
Yorum yazarak topluluk kurallarımızı kabul etmiş bulunuyor ve tüm sorumluluğu üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan www.beyazbelge.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!