MENÜ
Kategoriler
Siyaset

DENİZ BAYKAL VE AİLESİ

Güncelleme:
Bir zamanlar Mısır’da ticaret yapan Osmanlı Türkleri’nden bir bölümü, 19.yüzyılın sonlarına doğru Antalya’ya döner. Bu 5 bin kişilik kafile arasında iyi derecede Arapça ve Farsça bilen Şeyh Ahmet Efendi de vardır. Şeyh Ahmet Efendi’nin kızı Feride Hanım’la; Kafkasya’dan gelip Gelibolu’ya yerleşmiş Çerkez bir ailenin altı çocuğundan biri olan Hüseyin Hilmi Bey’in evliliğinden, Sevim ve Deniz doğar. Dünya Savaşı sırasında Baykal Gölü kıyısında Rus ordusuna esir düşen Gazi Hüseyin Hilmi Bey, hayran kaldığı bu gölün ismini soyadına taşır. Bir ucu Mısır’a, bir ucu Kafkaslar’a dayanan iki aile, Anta
DENİZ BAYKAL VE AİLESİ
  Bir zamanlar Mısır’da ticaret yapan Osmanlı Türkleri’nden bir bölümü, 19.yüzyılın sonlarına doğru Antalya’ya döner. Bu 5 bin kişilik kafile arasında iyi derecede Arapça ve Farsça bilen Şeyh Ahmet Efendi de vardır. Şeyh Ahmet Efendi’nin kızı Feride Hanım’la; Kafkasya’dan gelip Gelibolu’ya yerleşmiş Çerkez bir ailenin altı çocuğundan biri olan Hüseyin Hilmi Bey’in evliliğinden, Sevim ve Deniz doğar.
  1. Dünya Savaşı sırasında Baykal Gölü kıyısında Rus ordusuna esir düşen Gazi Hüseyin Hilmi Bey, hayran kaldığı bu gölün ismini soyadına taşır. Bir ucu Mısır’a, bir ucu Kafkaslar’a dayanan iki aile, Antalya’nın hemşehrileri arasına Baykalları kazandırır.
  1. yüzyılın sonlarına doğru Mısır’da yaşayan Osmanlı Türkleri, atalarının terk ettiği Antalya’ya yerleşmek için İskenderiye ve Dimyat’tan yollara düşerler. Henüz 18 yaşındaki Anmet ve Mehmet Bey de, annelerin itirazına karşılık bu kafileye katılır ve atalarının asıl vatanı olan Antalya’ya yerleşir.
Medrese eğitimi alan Ahmet Bey, yedi kez hacca gider. Arapça ve Farsça bildiği için Osmanlı Devleti tarafından müftü tayin edilir. Şeyh Ahmet Efendi, Paşa Camii’nde imamlık ve dönemin tanınmış isimlerinden Hassun Kaptan’a da katiplik yapar. Şeyh Ahmet Efendi, Kadın Hanım’la evlenir ve Fatma, Hüsnü, Ahmet, Feride adında dört çocuğu olur. Hüseyin Hilmi Bey, Halkalı Ziraat öğrencisi iken I. Dünya Savaşı’na katılmak üzere askere alınır, savaş onu Baykal Gölü yakınlarına kadar sürükler. Rusya önlerine kadar gelirler ama Rus askerlerine esir düşer, kaçarak esaretten kurtulurlar. Hüseyin Hilmi Bey’in kaderinde, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda İzmir’e ilk giren birlikte yer almak da vardır. Kaş’la Finike’nin buluşması Hüseyin Hilmi Bey, Kaş ilçesinde memurluk yaparken Finike’de yaşayan Feride Hanım’la 1925 yılında evlenir. Kızları Sevim 1930, oğulları Deniz ise 1938 yılında aileye katılır. Savaş yıllarının yokluğu ile birleşen aileler, cumhuriyetin kuruluş yıllarındaki zorlu dönemde eğitim ve iş şartları gereği dağılır. İlkokulu Kastomonu’da okuyan Sevim Hanım, kentte ortaokul eksiğinden dolayı Antalya’ya halasının yanına döner ve birkaç yıl sonra Baykal Ailesinin bu kuşağı Antalya’ya yerleşir. Hüseyin Hilmi Bey, Antalya’daki ilk yıllarında ordu için çeviriler yapar. Baykallar için hayatın vazgeçilmez  alışkanlığı radyodan “ajans” dinlemektir. Bir de Ankara Ulus ile İstanbul Cumhuriyet gazetelerinin hergün alınması ve o evin her bireyi tarafından okunması… Komşularla gazete değiş tokuşu da günlük hayatın vazgeçilmezleri arasındadır. Baykal Ailesi, belki de sonradan ortaya çıkacak yönlerinin o yıllardaki ilk ipuçları olsa gerek, Meclis bültenlerini daha dikkatli ve devamlı bir ilgiyle dinlemektedirler. Sevim’in “ Sıla”  yılları Sevim Hanım, 1950 yılında veteriner Ahmet Şevki Kansızlar ile evlenir. Baykal Ailesi’nin hasret yılları yeniden başlar; çünkü Ahmet Bey, görevinden dolayı Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde bulunmaktadır…Buna rağmen yılda bir kez memleketi Antalya’ya gelen Sevim Hanım, her gelişinde kenti farklı bulduğunu söylüyor. Sevim Hanım, tüm misafirlere de ikram edilen, bakraçlarla taşınan “Hoşgeldin” anlamındaki tavuk çorbalarını her gelişinde içmiş. O yıllarda Kaleiçi’nde kapı önünden geçen arklara taş bendler yapılır, yönü bahçelere çevrilen sular, havuzlara günlük kullanım suyu olarak doldurulurmuş… Sevim Hanım,bir dönem sivrisinekleri yiyen kırmızı balıkların sıtmayla savaş ekiplerinin emriyle her havuzda zorunlu olarak kullanıldığını hatırlıyor. Bu sevimli ve süslü hayvanlarla birlikte sıtma mücadele ekipleri de, kimi zaman ev sahibinin onayını dahi almadan, sivrisinek yavrularını gördüğü havuzları hemen ilaçlayıp, Antalyalıları sivrisinek derdinden kurtarmışlar. Akşam gezmelerine katılan hanımların, Lara bandındaki son durakları ise boynuz ağacı olmuş. Zerdalilik’teki bahçeler, doğal bir hal ya da manav gibi koluna sepetini takan hemşehrilerin ihtiyacını karşılıyor. Bir de rezervasyonlu dolmuş seferleri var. Dost ziyaretlerine giden Antalyalılar, tanıdıkları ile haberleşiyor ve aralarından ilk dolmuşa binenler, sonradan binenlere yer ayırıyor. Geleceğin “ Utangaç” politikacısı Baykal Ailesinin ikinci çocuğu Deniz Antalya’da doğuyor. Çocukluğu da Antalya’da geçiyor.. Sonradan Cemal Tugayoğlu İlkokulu olan İstiklal İlkokulu’nun ve Antalya Lisesi’nin öğrencisi oluyor… Antalya’da öğrenci olup da “ denize girmek” için dersleri kaytarmayan var mıdır, bilinmez… Nitekim, sıcak bir Mayıs gününde, aralarında Deniz Bey, sınıf başkanı Kadri Yakut ve Vural Savaş’ında bulunduğu bir grup öğrenci dersten kaçarlar. Bugünkü Talya Otel’den aşağı inilen koyda eşyalarını kayalıklara bırakıp, denize giren öğrenciler, Okul Müdürü Reşat Oğuz ve müstahdem Şükrü Efendi’ye yakalanır. Müdür Reşat Oğuz’u görünce oyuklara saklanan öğrenciler, bir bakarlar ki kayalıklara bıraktıkları eşyaları Şükrü Efendi bir çuvala doldurmuş götürüyor. Koca koyda kalan öğrenciler çareyi arkadaşları Cengiz’i ikna ederek “Adem” kılığında eve göndermek bulurlar.. İncir ağacından koparılan iki yaprakla “örtünen” Cengiz Bey, istemese de bu kılıkla yakındaki evine gidip, giyelebilecek ne bulduysa getirir… Bu görev Deniz Bey’e verilseydi, her halde yapamazdı. Çünkü utangaç kişiliğiyle tanındığı için, en ufak bir terslikte hemen yüzünün kızarmasından ötürü de okul yılarında “domates” lakabıyla anılırmış. Deniz Bey, bu tatlı anı da rol alan Okul Müdürü Reşat Oğuz’la bir dönem parlemento arkadaşı olurlar. Buna karşın iyi bir yüzücü olan Deniz Bey, bugün stadyum önündeki otopark yerinde Süleyman Erol hocanın yaptırdığı tenis kortunda tenis oynamış. Antalya’nın, batı kültürüyle tanışıklığının geçimişini de yansıtan bu anıların yanında, yine aynı yıllardaki okul arkadaşları Kadri Yakut, Noyan Engiay ve Edebiyat öğretmeni Ubeyd Bey’le, Atatürk’ün naaşının Anıtkabre taşındığı törene katılmaları hala belleklerinde. Akçakoca sırları Deniz Baykal’ın eşi Olcay Hanım’ya olan ilişkileri de çağdaş bir aile ve gençlik yaşamının anlamlı “sırlarını” taşıyor... Bu sırlardan en önemlisi uzun süre yakın arkadaşlardan bile saklanan “ evlenme kararı” ortamı... Olcay Hanım ve Deniz Bey, Akçakoca’da bir tatil sırasında, Karadeniz’in dalgalı denizinde birlikte yüzerlerken evlenmeye karar veriyorlar. Evlenme dairesine başvuran çifte, nikah saati doğru bildirilmeyince, keyifli bir şekilde yüzerken, evlenme memurunun sahilden çağrısı üzerine ıslak ıslak nikah masasında soluğu alıyorlar. Nikah şahidleri de tanımadıkları diğer evlenme memurları oluyor.. Böylesi bin “yalnızlık” içindeki evlenme serüvenine rağmen, Baykallar aile buluşmalarına önem veren bir geleneği de sürdürüyorlar. Örneği, Şeker Bayramlarında ilk gün, Kurban Bayramlarında ise ikinci gün, baba ocağı olan Antalya’da mutlaka tüm aile bir araya geliyor. Deniz ve Olcay Baykal’ın oğulları Ataç Bey, Hacettepe Genel Cerrahi Bölümünde doçent, kızları Prof Aslı Hanım ise Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde akademik çalışmasını sürdüryor. Deniz Bey ve Olcay Hanım’ın, Deniz, Mehmet ve Ali Can adlarında üç de torunları var. Aslı Hanım’ın reçelleri Aslı Hanım, yaşamının son 10 yılını tamamen Antalya’da yaşamış. Önceki zamanlarda babasının görevi nedeniyle sadece tatillerde elebildiği ve her zaman hayranlık duyduğu Antalya’da yaşamaktan çok mutlu. Çocukluğunun Antalyasında değişen bazı aile geleneklerini sonuna kadar sürdürmeye çalışıyor. Örneğin Baykal Ailesinin hanımları, reçel konusunda neredeyse bir sanat yaratıyor. Meyveler özel alınıyor, esen poyraza karşı kızgın güneş altında tutuluyor. Sonra kavanozlara doldurulup üzerlerine tarihlerin yazıldığı etiketler yapıştırılıyor. Tadına doyulamaz reçelerin üretilip beraber tadına bakılması büyük bir mutluluk paylaşımı Aslı Hanım için. Aslı Hanım, Konyaaltı’nın yeni halini mutlulukla karşılıyor. Işıklar Caddesi’nin ortasından akan suyu yeniden bulmak istiyor. Yapılaşma ve betonlaşma hızına üzülse de gelişmenin kaçınılmaz sonu olarak düşünüp, avunmaya çalışıyor. En çok özlemini duyduğu ise, çocukluğundaki gibi Konyaaltı’ndan Yivli Minare’ye kadar yüzebilecek zamanı yeniden bulabilmek… Ömer Mazi'nin özel arşivinden
İlk yorumu sen yap
Yorum yazarak topluluk kurallarımızı kabul etmiş bulunuyor ve tüm sorumluluğu üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan www.beyazbelge.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!